Mecazi Aşktan Hakiki Aşka Uzanan Yol: Ömer Demirbağ’ın Anlatımıyla Mecnun’un Teslimiyeti
Doğu ve İslam edebiyatının en büyük remizlerinden olan Leyla ile Mecnun kıssasındaki tasavvufi derinliği Ömer Demirbağ anlattı. Mecnun'un ilahi aşka ulaştıran o ince çizgide, Leyla’nın mahallesindeki köpekte bulduğu tecelli kalpleri eritiyor.
Mecazi Aşktan Hakiki Aşka Bir Sefer: Mecnun’un Gözünden İlahi Tecelli
Klasik İslam edebiyatının ve tasavvuf düşüncesinin en mühim remizlerinden (sembollerinden) biri olan Leyla ile Mecnun kıssası, nefsin terbiyesini ve kulun Yaratıcıya olan aşk yolculuğunu anlatan bir ibret vesikasıdır. Günümüz modern dünyasında sadece beşeri bir aşk hikayesi gibi karikatürize edilmeye çalışılsa da bu kadim anlatı; mecazi aşk basamağını kullanarak "Hakiki Aşk"a, yani Cenab-ı Hakk’ın zatına ulaşmanın edebi bir tasviridir.
"Ya Leyla'dan Bahsedin Ya Da Hamuş Olun"
Henüz asıl adı Kays olan bir Arap beyinin oğlu, Leyla’ya duyduğu muhabbetin şiddetinden ötürü yemeden içmeden kesilir, adeta bir deri bir kemik kalır. Dünyevi bağlardan sıyrılmaya başlayan Kays’a ailesi, fani dünyanın başka güzelliklerini vaat ederek nasihat etmeye çalışır. Ancak Kays, tasavvuf ehlinin masivayı (Allah'tan gayrı her şeyi) kalbinden söküp atma gayretine benzer bir teslimiyetle şöyle haykırır: "Ya Leyla'dan bahsedin ya da hamuş olun (susun). Bülbül gül için feryat ederken, lale onun derdine derman olabilir mi?"
Ali Şir Nevai’nin Kaleminden: Mahlukatta tecelli eden muhabbet
Gönlündeki yangın sönmeyen ve artık "Mecnun" (cinnet mertebesine varan, dünyadan vazgeçen) olarak anılan Kays’ı, arkadaşları teselli etmek niyetiyle dışarı çıkarırlar. Büyük İslam alimi ve şairi Ali Şir Nevai’nin aktardığına göre; yolda yürürken hırpalanmış, yaralı ve sineklerin üşüştüğü hırpani bir sokak köpeğiyle karşılaşırlar. Dünyayı zahiri (görünen) gözle bakan arkadaşları hayvandan tiksinirken; kalb gözü açılan Mecnun, köpeğe doğru koşar ve ona muhabbetle sarılıp öpmeye başlar.
Çevresindekilerin nefsani bir nazarla "Ne yapıyorsun, o pis bir hayvandır!" diyerek çıkışması üzerine Mecnun, tasavvufun özünü oluşturan o muazzam cevabı verir:
"Siz ona alelade bir canlı olarak bakıyorsunuz. Halbuki bu, Leyla'nın mahallesinin köpeğidir. Ola ki bu gözler benim cananımı, Leyla’mı görmüştür."
Yaratılanı Severiz Yaratandan Ötürü
Mecnun’un bu hali, tasavvuftaki "Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü" düsturunun en berrak tezahürlerinden biridir. Mecnun, fani olan Leyla’nın vesilesiyle, o mahalledeki hayvana dahi hürmet edecek bir gönül zenginliğine ulaşmıştır. Bu mertebe, sufiyane düşüncede kulun masivadan geçerek, her zerrede ve her mahlukta esma-i ilahiyyenin (Allah'ın isimlerinin) tecellisini görme makamıdır. Batı dünyasının rasyonalist kalıplarla çözemediği ve hayranlıkla izlediği bu edebi miras, Doğu İslam tefekkürünün aşka ve yaratılana verdiği ulvi değeri gözler önüne sermektedir.